<****** src="http://www.google-analytics.com/urchin.js" type="text/**********"> <****** type="text/**********"> _uacct = "UA-134211-3"; urchinTracker();



cursor En SEVGiLi - Bu SevDanın MüHrü baSıldı! - Blogcu

« Önceki |

29/4/2008

~~

 
 
Ey Resul! Ey Rahim! ve Ey Kerim!.

Ey, gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.

Ey, Yaradan´ın en güzel eseri!. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!." dediği!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.

Ey, insanoğlunun ufku en güzel insan. ALLAH´ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!.

Ey, rahmeten li´l-alemin!.

Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.
şefaat edermisin?

Ey, kupkuru çölleri cennete çeviren gül!.

Ey, gönlünden gül dökülen resul!.

Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
başsağlığı dileyen, gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!.
Benim de gözümün yaşını siler misin?.

Küçük kız çocuğunun tuttugu gibi tutsam elinden, yureğimden binlerce
kuş uçtu, bin´i de öldü desem.
Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?.

Ey, Islam´ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli...

Daima düşüncede, daima hüzün içinde ömründe bir defa bile, kahkahayla
gülmemiş. Gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

Gözlerimi yumsam ve, hülyana dalsam. o gül kokulu gülüşün ile,
benimde gözlerimin içine güler misin?.

Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana, işte onun işte onun hatrına!.

Ey, gözünü sevdiğim özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

Ey, gönlümün sultanı efendim!. ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim...

Seninle Kevser havuzunun başında buluşabilecek miyim?. desem..
Bulunduğun yerden, yüreğime bir damla su serper misin?.

Seni sevsem!. çok, çok sevsem!. öyle çok sevsem ki, sen koksa özüm,
yüreğim. Sen koksa nazım, edam. Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan!.

Ali´n, Fatıma´n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.
Sende beni, onları sevdiğin gibi sever misin?.

Ey, bize bizden daha ziyade merhamet eden!.
"Ummetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!.

Ey, en ziyade muhtacımız, en çok isteyenimiz!. Bizi, Hak´tan dileyenimiz!.

Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!. Senden, senin rahmetini dilesem.

Ey, alemlere rahmet olsun diye gönderilen.
Bana da rahmet eder misin?.

Ey, Rahim! ve Ey, Kerim!.

Asr-ı saadet´ten değilim!. Kokladıgın gül, soluduğun hava, yediğin
hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladığın kum dahi
değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

Lakin ben senin "Kardeşlerim!." dediğindenim! ve sana ve, sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani´nin
tırnağının ucu misali bile değilim, desem.
Bana da hırkandan gönderir misin?.

Doğduğun günün, gecenin hürmetine.
Bu gün ve gece yüreğime, bir nur olup düşer misin?.

Sevgili Peygamberim!. Rabbim sana ve, senin al ve ashabına.
ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları
sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin.

Amin...

13/4/2008

Sadece SEN duy ey NEBİ..!

Medet Ey Nebi…

Mihr-i Cemaline müştâk aşıklar, subaylar, askerler gazellerle, kasidelerle seninle hemdem olmaya azmederlerken benim kahrımı n’olursun gör… Ne bir Mesneviyim. Ne de bir terkib-i bent’im (bendim). Ne bir rubâi! Ne bir kıtayım ne de mürfedim.. ben bir yarım kalmış Afyoni serseriyim!

Cehennemi yaksaydı âh-u zârım! Ah, çok isterdim cennet içre diyarın! Yadın! Bağ-i cānin! Ah bir sevdalın! Olsaydım Efendim…

Hastalığımı sen Bilensin. Sen Muhit-i Keremsin Ey Can! Devamı gayri lutfedip Verensin. Arasat karanlığımda kalbimin nâgâh hicrānına lütfedip şifamı Verensin Efendim. Zira Sen Hayrul-Beşersin Efendim..

Cömertlik ülkesinin sürmelilerini Kabul Edensin Efendim. Gönül bağrında dolaşmaya gelenlerin gözlerine sürmeler çekensin Efendim. Ancak hepsinden ötelerde bi-nasibi sezensin Efendim..gözlerimde sürmen yoksa kalbimin sürgüsünü çözmez misin Efendim? Çöz gayri Efendim. Aç gayri Efendim. Al gayrı Efendim.. Zira Sen Muhit-i Keremsin Efendim.

Mağribin- Maşrikin bahçeleri Sensiz haraptır Efendim. Güller uzaklığında yalandır Efendim. Bahçeler yokluğunda talandır Efendim. Senin geçtiğin yerde güller Gūl-i canınla belensin Efendim. Ne bir yaprağım ne bir dal! Odlarda bir kıl-u kâl. Sen Güllerle yangınıma Umman-ı Keremsin Efendim. Bahçene, Bağına, Yadına, Cennet bağrına kurban olayım Efendim.

Ben yansam da Sen Rahmet-i Keremsin Efendim. Ben ağlasam da Sen Gülistan-i Gülensin Efendim… Ben ölsem de Sen “Ümmetim!” diyensin Efendim.

Afyoni cefakar, keşke olsaydı sana bir yar-ı vefâdar. Reh-ı aşkında kalsaydı bir esir. Ab-ı çeşmi yollara serpilip şarabı Fariğinden ona da içir .. Efendim. N’olursun Efendim! Onu da sevindir!

Çeşmeler akmaz olsa da gönlümden dökülenlerdir firkat yağmurları. Sinezenler uzaklarda olsa da hazan gençliğimdir mah-i muharremim.. Sinesini zincirlerle vuran olsa da kalbimden akan kandır beni zincirlere bağlayan!

Eyyam sisli geçer! Leyal güman eder! Lerzan giryandır, yeter! Titreyen günah işler! Kelam füsūn bekler! Felek hapse isyan eder! Hapis şeytana hizmet eder!

Halim bundan ibarettir Efendim! Ama n’olursun Mihr-i Cemalini gayri rūşen göster Efendim! Havlamam seslerin en çirkini olsada sen Bedr-i tamamsın Efendim. Sen şems-i La Yezalsın Efendim! Sen dertlerime şifasın.. ah Efendim..

Halimdir vebalim. Mazimdir garım. Varlığımdır yalanım! Ama lütfet Efendim azm-i bekam ola istikbalim!

Avazım yetişir mi barığahına? Ama n’olursun Efendim terkedip kıyma avazıma. Selam olsun senin Muhammed (s.a.v) şanına! Ferman Sensin! Pādişah Sensin. Merhamet eyle efganima… hicranıma … yangın içre bağrıma.. harabzar bağıma…

Bi-günah değilim. Samimiyet atfet istiğfarıma. Nar-i firkat yaksın da kūl etsin hicranımı. Alsında götürsün viranımı. Yırtsın da fırlatsın günahımı. Sadece sen duy Ey Nebi, intizarımı. Şefaatinle Nura gark eyle rüz-i cezamı… Affet günahlarımı… Azl et hicranımı… Şefaatini isterim Ey Nebi, affet vebalimi….

Afyoni hak-i beyabana cehennem görmüş yüzünü saklasa. Kimseler tanımasa. Sen Arifsin arza ve semavata! N’olursun Efendim affet beni, Kabul et diyarina…

Huzurunda başımı yere eğer “salat” ve “selamını” zikrederim..

Hz.Muhammed’e(s.a.v) salat ve selam olsun

28/3/2008

Efendim(asm)

 

        

 

 

O kadar cümleler okuduk efendimize dair... O kadar sözünü işittik...

O kadar sözünü yazdık satırlarımıza...

Söze döktük, Öze dökemedik

Kaleme döktük, Âleme dökemedik

Okuduk lakin dokuyamadık...

Ona dair olan sözlerimiz kuru kaldı. Islatamadık...

Bilgilendik ama ilgilenemedik...

Geçtik çoğu zaman sığ bir söz gibi...

Bazen sırf okumak için okuduk... Bazen sırf yazmak için yazdık...

Yazdıklarımız çoğu kere yaptıklarımız değildi...
 
Yapmaya hasret kaldıklarımızdı...Hasretini çektiklerimizdi

Mü'min mü'minin kardeşidir sözünü yazdık efendimizin...
 
Çünki hakiki kardeş olamıyorduk...
 
Olamamanın elemini hissediyordu ruhumuz...
 
Olamadığımızdandı yazdığımız...

"kişi dostunun yolundadır. O halde sizin her biriniz dost edineceği kimseye iyi dikkat etsin." yazıyorduk efendimizden.
 Ne çare ya dosttan yana yaralıydık ya dostu yaralamıştık...

"(Ticarette yalan) yemin,(tüccarın zannınca) mala rağbeti artırır. (Halbuki gerçekte) kazancı giderir." yazmıştık yine...
Çünki olmadık yeminlerimiz vardı bizim

"kabirleri ziyaret ediniz .çünkü onlar sizi ahireti hatırlatır." hadisini yazıyorduk efendimizden ama  bir kabre koşamıyorduk ibret için...

misvağa dair hadislerimiz vardı kalemlerimiz de ama misvaklarımız yoktu....

Kelamlarımız arttıkça... Artıyordu elemlerimiz...

Hülasa; Yaşamıyorduk...Yaşayamıyorduk ve farkındaydık bunun...Kendimizden kaçıyorduk...

Ne yazabilir ki kalem...

Bir dua ile bitirelim...

Sözümüzden özümüze değil,
özümüzden sözümüze kelamlarımızı aktarmak duasiyla...


25/3/2008

İzini bulduğumdan beri..!

 

Izini buldugumdan beri...!

Izini buldugumdan beri,
Yaramda dikeni acitmayan güller bitmekte
Alnima ate$i degdiren karanfil
Tövbelerimle küllenmekte!
Gel-gitler kalbimi yoklarken
Bir Yusuf lazim günah kuyuma $imdi
Nice yeminleri ku$anmi$ken
Cölüne yanan bir $iir lazim suyuna $imdi
Intihar kaynayan yürekleri dindirirken nazarin
Gözlerin gerek bana Efendim!

Geceye sarkan vakitlerde
Yildizlari degdiriyorum gözlerime
Ah'ina yaniyor gönlümün yetemedigi
Ve ashabin iz birakiyor yadimda
Suyu bilmeyen yüregim
Har kokuyor
Cani cekiliyor dudaklarimin
Kevserin gerek bana Efendim!

Kalem yazgisina dü$tügünden beridir nun'un derdi
Sesinle cezbe tutulan tüm harfler
Yakiyor sirri mü$kül kalemi
Tek bir kelimen tercümaniysa arz-i halimin,
Ab-i hayat sözlerin gerek bana Efendim!

Saplanan firaklarin hanceri bir türlü öldürmüyor yüregimi
Acilarimdan dökülen basiretsizligime oluyor yani$im
Ceragini sirtinda ta$iyan bir kahir gibi,
Kara yaslara bürünüp yanmadan harinda günahin,
Vurmadan son cigligini kalbime Israfil,
Yetim kalmadan can suyuna,
Vuslatin gerek bana Efendim!

25/3/2008

"SEN" yokken EFENDİM

 

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerinesalmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

Sevgili! Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..

Sevgili! Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çiğliğayiz biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, degil mi efendim?..

Sevgili! Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.

Sevgili! Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın. Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...

Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine;
güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...

Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...

Gel ey sevgili! Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...

Sana en fazla muhtacız... 
 

Blogumda yayınlanan ve altında yazar belirtilmeyen yazıların tamamı alıntıdır. web stats