<****** src="http://www.google-analytics.com/urchin.js" type="text/**********"> <****** type="text/**********"> _uacct = "UA-134211-3"; urchinTracker();



cursor Yurek Esintileri - Bu SevDanın MüHrü baSıldı! - Blogcu

« Önceki |

7/9/2008



      Dilimde sana dair ne varsa, kısa cümlelere mahkûm...

Bitti, diyor içimde naif bi ses. Sonra susuyor tüm duygularım; mahcup... Sonra serçeler kayboluyor, sonra yeşili kalmıyor bahçelerin, sonra sevdiğim ne varsa... Kayboluyor her şey "bitti"nin zifirinde. Bir sen kalıyorsun, ellerinde mutlu anılar; bulanık...

Gel, diyesim var. Bi anda, her şeyden arık bir sesle, çağırasım var, seni. Yırtıp tüm olmazları ve umursamadan yüzüme vuran rüzgârları "gel" diyesim var. Lakin... Ne çok kalabalıkları taşırsın omuzunda sevgili... Ne ağırdır adımların...

Üsteleme, diyor içimde bir anne. Kızıyor, ellerimi çekip ıslanmış gözlerimden, "sus ve yürü!" diyor. Kalkıyorum. Yerde kalan gözyaşlarımda sessiz çığlıklarım... Kalkıyorum, diyemediklerimi yutkunup, sessizce... Adımımın tıkandığı her noktaya bir keder ekiyorum. Cılız, eğreti bir fidan... Belki gelirsin diye... Belki hafifler adımların da izim takılır gönlüne... Sen; bildiğimsen, gelirsin sevgili.

Yıllar geçiyor üzerimden. Yıllardan geçiyorum; yaralarım hâlâ açık. Bir ömrün ziyanında hiçbir hesap düşmüyor zihnime. Belki bu hazan, yapraklar yangına düştüklerinde gelirsin...

Üzerimde örümcek ağları... Ne çok bekledim seni... Budamaktan vazgeçtiğim kederlerim büyüdü, kapandı yol. Sevgili gönlün de görmüyor mu beni?

Bitti, diyor içimde yaşlı bir ses. Gizli-saklı tüm umutlarım deniz üstünde ölü balık... Dilimde ne varsa sana dair, cümlesiz, öznesiz... Gelmedin. Kızmadım sana. Adımların ağırdı sevgili. Hem en başında demişti/m, bu sevda "bitti"ydi.


29/4/2008

İçimdeki Yâr'e/ne ...

 

 

Hani bir insanı anlatmak istersiniz ya bütün özellikleriyle..
bütün güzel özelliklerini bir cümle de toplamak istersiniz..
adı konulsun istersiniz..
Ve “bir yürek insanı” dersiniz tüm içtenliğinizle..
Bu cümlenin onu tamamladığına inanırsınız önce,
ancak bununda yetersiz olduğunu görürsünüz sonra…
sana ne demeli bilmiyorum ki; bir cümle yetseydi anlatmaya seni,
söylerdim biterdi...
Kalemimin mürekkebi yetmeyecek biliyorum,
seni yazmaya kanımla devam ediyorum…
Mücadeleciliğin ve azminle araladın gönül kapılarımı ilkin…
teslimdi artık sana yürek tüm askerleriyle…
öl deseydin ölecektim belki de, ama sen yaşamamı istersin hep, biliyorum…
Konuştuğunda çok şey anlattın, sükûtun derindi, bir o kadar anlamlı…
Şefkatin anne şefkatine denk!..
Kaç kez intihara kalkıştı da bu ruh,
ipten indiren kim diye baktığında hep ellerini gördü..
Ellerin ki bir karıncayı incitmeye çekinir…
Ey kronik yalnızlığıma çare olan mürebbim!
Münzevi yanlarım ağır bastı bu gece, şefkatine hasretim!
. . .
Kuşatılmışız hayat tarafından, çepecevre… sağımız ecel, solumuz ölüm…
İçimizde, hedefine varamamış ok gibi henüz gerçekleşmemiş yığın yığın hayaller…
Yedi tepeli şehirde saklı acı’larımız/umut’larımız…
İnanıyorsun, inanıyorum
“Acılar umudu bulduracak bize” Dostum!
Yenile yenile öğrendik yenilenmeyi…
Her gün yepyeni bir umutla uyanıp,
her sabah yeniden öpeceğiz hayatın alnından en güzel şekilde…
Ve merhaba diyeceğiz acı’lara…

Değil mi ki onsuz yaşanmaz..
Değil mi ki sensiz hayat çekilmez…
Son güne kaç gün var ki daha?
Güneş hâlâ aynı yerden doğuyor…
Dili tutulacak kalplerin o gün de..
Son gün gelmeden ve tutulmadan kalbimin dili
Söylemek istiyorum içimdekilerini
Tüm kalbimle ve kederimle ve dahi hüznümle
<< SeNi Seviyorum! >>
. . .

Yarama merhem sen…
Başına bela ben…

16/4/2008

ŞEYTANA UYDUM HENNA' ; SANA AŞK KADAR!

Korkuyorum henna’, sana değen kalem aşk kesilecek!

Konuşursa kelam, seni onlarda sevecek.

 

 

 

Sana mı düş/tü henna , düşmek dile? Bir gül iken evvel, rayihanla neşveyledi kıyamet bile!

Sen ki başımın tacısın! Baş ki, önüne akmış boş bir tas, c/isminle muamma... Tepeden tırnağa aşk kesildim , sorma! Aşk ki , her başa ayrı bela. Bela da imtihandan gelmedir cana. Öyleyse dövelim mi iştiyakımızı dualayla? Bil ki aşk,  iki cami arası beynamaz , gözlerimizin farziyetini  mübah bilen! Ki aşk değil midir, sütten kesilmeden büyüyen sübyan. Eyvah , daha doğmadan yetimlikle mi imtihan olunacaktı yavrumuz henna'm. Bak, işte yağmur, ılık ağlamaklı gözleri aynı sen…  Sarıl/sana sırılsıklam! Ta tut bizi, ya bırakma! - ilk rüzgarla uğra - lütfen…

 

 

 

 

Buyur ...Yol senin ... Ölümden git  henna’, ardın sıra meyilliyim.

En çok kendime dürüstüm bilirsin, yalancınım işte . Özledim,  altını çiz! Adın  mahrem kılınmış madem, bu ‘na’ faslı nerden düştü hecenin sol yanına .  Kutsa , ömür helaldir sana. Tut, canım çıkar, tut can çık/ar,  bir can kaça çıkar ? Toplasak, çift dil yanığı bir yar(a) ederdi ama, kan tutar beni henna’, tut , kanar!

 

 

 

Altı üstü hayat işte, bu nasıl keşişleme henna’?

Ölmek dediğin, ödünç bir soluğu iade değil de ne? Ve yaşamak; ölüme kaçamak, ölümcül kaçak! İblisin kitabetince karma, oysa asıl dersiz topsuz olan yaşanamamışlıkta… Neden bu kadar zor henna’, üç günü günün sahibine hibe? Künyede kul iken, ne bu kendimizi hiçlikten ziyade bilme. Seni senden ibaret bilme, senden ötede bir ben, benden öte bir bilen’i bil önce. Sonra gel, maksudumu dinle!
 

Dağıldık yine henna’ , topla hüznümü, ayrılık işkillenmesin!

 

 

 

Kilitli kapı... Sesim yetişmiyor paslı sürgüye , emredişlerimi pervasızca eşik altından aşırıyor aşk! Önce beni düş henna’, önce ben bir düş(üş)! Ve ahirinde sen, kaç yüz görümlüksün uykudan firari sızdığımız helum gecede? Ey gözleri gönül urbasında unutulmuş huri ziyneti, eğil biraz yamacıma,  - bitme diyorum sana.. dilime gömdüm seni.. sadece öl henna’- …

 

 

 

Tutunduğum dalın hürmetine,  inzivada sabr soluyan bikrlerin sahibine , kuşları yuvalarında rızıklandırana  andolsun ki, içimde çıkarsız bir araf’sın henna’, O’ndan geri benden öte… Sen hangi kıssadan düştün hisseme, nar’ı bilir misin? Öyleyse aminle aşkı, geç benden henna’, aşka maşuku kurban eylemek için çok geç! İddetini bekliyor yalnızlık, nafakamı kesti vehleten. Senin yoksuluna dünya loş bir kuyu henna’, boş bir kuytu. Anneli ağlayışlarımdan geçeli yıl üstüne yol oldu.

Bana annem gibi bakma henna’, korkuyorum, sahibim hak koyacak araya!

 

 

 

Ey  son nefeste gözlerime işveli perde olan nefs billuru!

Ey mekruh ibadetin şaibeli ecri  ! 
Günde beş vakit çağırırken huzura Halîk , ne haddine ki her nefeste üç kez sesliyorsun kapına. Estağfurullah , kulluktan aciz olan  sana kul olmayı nasıl becersin? Hadi beni yar/at! Parçala şiltesini gözlerimin! Mumla değil henna’, parmaklarımı avucunla hırpala! Yap/boz , toplama benliğimin kimyasını. Seni sana kur, seni bende kuruntula. Ayıkla aşka çalan yanlarımı, kurtlandı yasak elma. Gözümü diktim henna’, yeter ki bekleyenim ol Arafat ta.
 
Seni sevecek kadar şeytana uydum! Şeytana uyma , s/al beni henna’…

 

 

 

 

Ahh ne yanından tutsam adının , felahıma mai aşksın ! Sen , işraka doğ(rul)muş en katmerli günahsın! Bil ki, mesti hayranınım nar-ı ayazda! Yandım ve yandım! Ya sen henna’, ya ; illa sen! Ey şifa marazlı ahsen! Özlemek, çıldırmanın önsözü, en d/okunulası mahfî saifesiyse ölüm kitabetinin, ısla parmağını aşk/la, çevir ömrün dalını !  Böylesi iğfal ah ne arsızca! Oku beni hatmet , ruhuna bağışla ! Tozumu al, üfle cürmüme sesini  henna’..

 

 

Yaşamak için gerektin sen... Peki ya şimdi vuslatın gerdeğinde , ölüme peçe indirmekte neyin nesi henna’?

Andolsun ki,  sen ölümce güzelliksin..

 

Aşka nikahının mihri  ölümse, ve ölüm senden öte güzellikse;

 

boş'ol!

 

boş'ol henna’!!!

..

son talak aşkta!

 

 

( adın yoksa, adımın ne hükmü var hayata..........)

 
 
 
züleyha çay

15/4/2008

Ah AşK ErTesi..

aşk;üç harflik koca bir yalan
aşk;küçücük bir sevmeyi kan'a bulayan


gölgesiz sabahlarda
bir deniz sefasında, martı çığlıkları içmek için yürürdüm o yalnızlığı
kaygısız kelimeler biçmek isterdim gökyüzüne
mavi türküler kadar berrak susmak isterdim hep
velakin,susuşlarım hep karaydı.

şiirlerin koynunda sakladığı aşk nameleri, içimde karalanırdı
ve kahraman replikler uzardı saçlarımda
tel örgüler misali sarılırdım ,ne kadar yabancılık varsa
dünya toz'u yutmuş
ve üstü başı yalan aşklarla dolmuş yürek ihtilalleri eski'mde
elleri, sadece kollarını sıvazlayabilen
ve aynasız 'günaydın'lara yüz sürebilen bir ben varım şimdi
bir ben
hangi yokluk yolundan geçtiysem
o kadar eksiğim şimdi
uçurumlar biriktirmiş gözlere daldım
daldım da
düştüğüm yeri 'kendim' sandım

akılsız yüreğin derdini,ömür çekermiş
bildim
dizleri ağıtlardan çürümüş bir feryadın beşiğinden döndüm
dudak boyu kelimesizlikler
ve korkusuz özlemler biriktirdim her dem
giden gitti de
kalan sağ mı sandın !?
kalan sustu da
giden dilsiz mi sandın!?
eyy ömrüm!!
tuttunmalara geç kaldın
ve suya anlattığın düşlere kandın
kaldırımlara çarptığın tövbeler
koşarak döner mi sana!?
avuçlarında kurşun ağırlıkları
gözlerinde birikmiş tuzlu denizler
güneşi topladığın o gün yüzlüler
şimdi nerdeler!!??
ne kadar sussam
o kadar mı uzar ömrüm!
ve ne kadar konuşsam
o kadar mı susar gönlüm!


'kendimsizlik'ten ölüyorum
gölgem bile korkuyor benden
soğuk baktığım ne'm varsa
bakamaz oluyorum
senfonik biçimsizlikler dökülüyor acılarımdan
durgun değil artık hiçbir yanım
ve 'masum' ilan etmiyor beni çaresizliğim
sancılıyım kederden
ölmeme' bensizlik' var
kollarına düşeceğim toprak kokulu bir ana kucağım olsun
penceresine ışık sızmayan gün ertesi kelimeler
ve yarım bıraktığım gönül muhasebeleri
uğurlansın benden
son sözüm susmak olsun
susmak dua'm olsun!



aşk;üç harflik koca bir yalan
aşk;genç yaşımı benden alan



Zeyneb Özge
ikibin/yedi

 

14/4/2008

SuSTuM KeNdiMe

Sustum kendime...

Yazılmamışların sendeki özlemi, gözlerine vurgun olur, bir vakit öldüğünü düşünürsün! Yaşadığın anda kaybettiklerinden geriye kalanlarla aşk artığı yanlarını örtersin. Ve bir yılın en kısa gecesinde en uzun yalnızlığı, tuzlu yanaklarınla yaşarsın! Her damla bir yıldız kayışı kadar asırlık… Oysa sen an’da gördüğün sanırsın gökyüzü eylemlerini. Yanılırsın! Böyle bir gecede, kimse haklı çıkmaz; kimse senden yana çıkmaz. Sesinden başlayan yalnızlık, başkalarının kalabalıklılığına paraleldir. Sahnenin aralara verilmesi, elde olmayan sebeplerdendir. Kaderdir ve kusura bakılmaz çoğul gülüşlerin, boğazına attığı düğümlerde.

Sen inatla “sana kaldım” desen de ona, kaldığın yan, ondan ibaret sana aittir. Senden ibaret bir yer yoktur sende, onda, hiçbir yerde… Olmayan senin yaşaması, eski bir alışkanlıktır. Durduk yere seni öldürmek, yazık etmektir sana! Boyuna, rasgele, serserice ve elden düşme nefeslerle yaşar sen! Ama sadece onda!

O dediğin bir çocuktur! Sen ondan çok büyük bir kadın! Bilirsin, bilmezden geldiklerinin zihninin sana bir oyunu olduğunu. Unutmalardan kaçmana gerek de yoktur aslında. Dudağının kız kurusu yalnızlığında bile hatırlayacağın olacaktır o!

Pişmanlığa gerekçe söylediklerin... Susmazsın! Sussan, yazarsın! Yazdığında, acır bazı iç’ler… Yazdığında kanar bazı iç’ler… Sana, kendine, ikinizden oluşmayacak biz’lerin kalabalıklar arasında ortaya çıkan düşlerine… Çocuk olan sensin aslında ve yalnız sustuğunda büyüyorsun. Sustuğunda anlam buluyor kelimelerin… Sustuğunda özleniyor ellerin. Ama sadece sustuğunda, suskunluğunda… Bir gerçektir kendini büyüttüğün sessizliğinin, sesini aratmadığı hiçbir kulağa.

Çıkar gözlerinden, bakışlarınla bilediğin anne şefkatini! Bir kez büyür çocuklar. O, adam oldu. Adam gibi. Adı gibi. Onu büyüten eller yaşıyor gururunu. Sen tanığısın sadece. Geç kaldın! Genç kaldın! Şimdi bir gülkurusu tazeliğinde dudaklarınla ezber etme onu! Nasılsa, unutmayacaksın!




Blogumda yayınlanan ve altında yazar belirtilmeyen yazıların tamamı alıntıdır. web stats